Giriş Formu

Anasayfa Yılmaz GÜNEY Hakkında Fatoş Güney'in Kaleminden

Fatoş Güney'in Kaleminden PDF Yazdır e-Posta

İNANÇ VE UMUT SÜRECEK

Sözlerime "bir varmış bir yokmuş" diye başlamak istiyorum;evvel zaman içinde, ben henüz ilk gençlik yıllarımdayken, başımda kavak yelleri esiyorken, dünyaya tozpembe gözlüklerin arkasından bakıyorken..., bir "adam" tanıdım...Bu adam yaşadığım dünyanın dışında bir adamdı sanki...

Bembeyaz gülerek bana dedi ki:"Dünya senin masallarda dinlediğin gibi değil; bir yüzü sahtekarlıklarla, düzenbazlıklarla, diğer yanı haksızlıklarla doludur...Eğer gözlerini açarsan ve doğru ile yanlışı kavrayacak bir yöntem edinirsen, herşeyi açık seçik görürsün."

 "Siz kimsiniz?"dedim.
  "Ben komünistim"dedi.
 Korktum, aklıma "Komünizm görüldüğü her yerde ezilmelidir"sözü geldi...
 Demek ki bu çok kötü, korkunç bir şeydi.
 "Nedir o"diye sordum!
 "Emeğin kurtuluşudur, insanın insana kulluğunun sonudur, eşitliktir"dedi.
  Bu konuda 19 yaşındayken küçük bir hikayecik yazmış ve komünizm propagandası yüzünden 1,5 yıl ağır hapis yatmış, 6 ay da Konya"ya sürgüne gönderilmişti.
   Düşüncelerinden, yazdıklarından, hikayelerinden ötürü insaların hapishanelere tıkıldıklarını, sürgünlere gönderildiklerini, işkencelere uğradıklarını, hatta öldürüldüklerini ilk kez ondan duyuyordum.
  Sinemacıydı...Ülkesinin en ünlü aktörü.
  "Onbinlerce, milyonlarca insan beni izler hedefim onların sevgisine layık olmak, farkında olmadıkları; şeyleri göstermek, onları uykularından uyandıracak filmler yaparak onları toplumsal mücadeleye katmak için çalışırım"dedi.
  Bunları konuştuğmuz gün güneşli bir Mayıs sabahıydı ve de anneler günüydü.
  "sizin anneniz var mı?"diye sordum.
  "annem var, ama senin annene benzemez.Acılardan bir yumak gibidir o.Kürt'tür, babam da Zaza'dır"dedi.
  İlk kez duyuyordum Kürt ve Zaza kelimelerini.
  Hepimiz Türk değil miydik?
  Her sabah sınıflara girerken niye "Türküm, doğruyum, çalışkanım diye and içiyorduk da;"ne mutlu Türk'üm diyene" ile mutlu oluyorduk da, niye hiç ne mutlu Kürtüm, Zazayım diyen yoktu?
  "Diyemezler" dedi.
  "Yasaktır çünkü, kendi ana dillerini konuşamaz, kendi dillerinde şarkı söyleyemezler"...

  Aradan zaman geçti;evlendik!..
  Bir 12 Mart akşamı evimize üniversiteliler geldi. kaçaklardı, her yerde aranıyorlardı.
  Bozuk düzene karşı çıkan, bu uğurda ölümleri göze alan yiğit, cesur fedakar gençlerdi onlar.
  Onları henüz karnımda taşıdığım çocuğumla birlikte, hayatımızı tehlikeye atarak sakladık. Daha sonra yüzlerce, binlerce aydın ilerici, devrimci insanlarla birlikte "O" da yine hapishaneye girdi.
  Söylediklerinden, yazdıklarından ötürü yüzlerce yıl cezalara çarptırıldı...
  Çaresizdik, sürgüne çıktık! Arkasından filmleri toplatıldı, resmini bulundurmak, adından söz etmek bile on yıl boyunca, evet tam on yıl boyunca yasaklandı...
  Dünyanın en önemli filmleriden biri olan Altın Palmiye'yi alan Yol filmi 17 yıl boyunca korkulardan, baskılardan ötürü ülkesinde gösterilemedi.En son yaptığı film olan ve ülkemiz hapishanelerindeki acı gerçekleri anlatan Duvar filmi ise henüz gösterilmiyor, siyasal yazıları henüz yayınlayamıyoruz: Çünkü o adamın ülkesinde, yani bizim ülkemizde hala yasaklar, çağdışı düşünce ve uygulamalar sürüyor.
  Hala insanlar fikir suçlusu olarak hapishanelerde çürütülüyor ve hala insanlar kurşunlanıyor...
   Ama yarınların güzel günlerine olan inancımız, umudumuz ve o adama olan saygımız engellenemeden sürüyor ve hep sürecek.
  Sevgiler...
                           
                               
               FATOŞ GÜNEY
           İzmir İnsan Hakları Derneği gecesi, 1999
(alıntıdır.Dağlar Kendini Seveni Sever)

 
Telif Hakkı © 2010 yilmazbas.com. Tüm Hakları Saklıdır.
Yılmaz BAŞ!
RocketTheme Joomla Templates