Sözlerime "bir varmış bir yokmuş" diye başlamak istiyorum;evvel zaman içinde, ben henüz ilk gençlik yıllarımdayken, başımda kavak yelleri esiyorken, dünyaya tozpembe gözlüklerin arkasından bakıyorken..., bir "adam" tanıdım...Bu adam yaşadığım dünyanın dışında bir adamdı sanki...
NÂZIM Hikmet’in, Melih Cevdet’in, Oktay Rifat’ın romanlarını gölgeleyen şair kimlikleriyse, Yılmaz Güney’in romanlarını unutturan, onu bir efsaneye dönüştüren sinema hayatıdır. Oysa sanat alanına hikayeleriyle başlamıştı Yılmaz Güney.
1972. Bolu?da 17 yaşında bir lise öğrencisiyim. Ortaokuldan itibaren okulda öğretilenlerle yetinmiyor, çeşitli konularda okuyup araştırıyorum.O zamanlar Türkiye?de önemli olaylar oluyor, bunların ne olduğunu anlamayaçalışıyorum. Aynı zamanda tam bir sinema tutkunuyum. Sinemanın dışında zaten tiyatro vb.. yerler yok.
Sanatçıların kitlelerce benimsenmesi belki de Türk sinema tarihinde bir ilki oluşturur. Yılmaz Güney; sinema yönetmeni, senarist, yazar ve aynı zamanda bir aktör. Günümüz sanatçılarının bir çoğunun sanat anlayışına yön veren Yılmaz Güney; devrimci hareketin yükselişiyle birlikte filmleri, eylemleri çok kez soruşturmalara uğramış; kendisi de hapse düşmüştür. Ancak o mesleğini parmaklıkların ardında da olsa sürdürmeye devam etmiştir.
YILMAZ GÜNEY İMRALIDAN GİZLİCE ÇIKAR; GÜNLERCE EVİNDE KALIRDI
ESMER DERGİSİ’nin yazarlarından Şair Yusuf Hayaloğlu hakkında, şiir kasetleri ve kitaplarıyla kamuoyununun önüne çıkana kadar pek az şey biliniyordu. Ahmet Kaya’nın en önemli şarkılarının söz yazarı olarak bilinen ve büyük bir sempati duyulan Yusuf Hayaloğlu, Ahmet Kaya’dan önce de bir başka dev sanatçı olan Yılmaz Güney ile çalışmış.